Balkan Naci İslimyeli: İnsanlık Ancak Hatırlayarak Kendini Savunabilir

Balkan Naci İslimyeli: İnsanlık Ancak Hatırlayarak Kendini Savunabilir

45inci sanat yılını Tophane-i Amire’de açtığı, daha önce hiç görülmemiş eserlerinden oluşan 'Hatırla' başlıklı bir sergiyle kutlayan Balkan Naci İslimyeli, ''Sanatı sanat yapan şey bellek ve onun önümüze koyduğu milyonlarca hayaldir. Otoriterleşmeye karşı, insanlık ancak hatırlayarak kendini savunabilir'' diyor.

Röportaj: Hazal Gençay Sungur

1- Bu retrospektif serginiz ‘Hatırla’ ismini taşıyor ve dönemler halinde şekillenen bir sanat kariyeriniz var. En başından günümüze sanat hayatınızı şekillendiren hatıralarınız var mı?
Aslında bu sergi bir retrospektif olmaktan çok dönemsel bir seçki. Hatıralarımdan güzel olanlarının hepsi hayatın içinde, kendi derinliğimizde saklı olan sanatı bulup çıkarmak, onları size ait bir yapıta dönüştürmekle ilgili. Bu süreçte oyun var, mizah var, yol ve yolculuklar var. Bu yolda sizi bekleyen binlerce sessiz insan, canlı ve nesne var. Onları bir çamur gibi elinizde yoğurmak harika bir duygu. Aynı süreçte kendiniz dahil pek çok engele çarpıp paniklediğiniz kötü hatıralar da var. Ama hepsi yaşayan her organizma gibi sizi ve yaptıklarınızı sahici kılıyor, bunlar bir söyleşiye sığmaz.

 

2- 70’inci yaşınızı da kutladığınız serginizde aslında bizim için de değerli bir öğüt olan bir mottonuzla karşılaşıyoruz: “Sanat, belleğin en yüceltilmiş halidir ve ancak hatırlayanlarla unutmayanlar gelecek hayalleri üretebilirler.” İlk bakışta romantik gibi görünse de ciddi bir eleştiri barındırıyor. Belleğin, hatırlamanın ve değerlerine sahip çıkmanın öneminden bahseder misiniz? 
Yolu beyinden ve bellekten geçmeyen hiçbir üretime saygım yok. İnsanı insan, sanatı sanat yapan şey bellek ve onun önümüze koyduğu milyonlarca hayaldir. Kimlikler kültürel, bireysel olarak dünya ölçeğinde bilinçle imha edildiğinde ortak bir değer yaratıldığı sanılıyor. Bu trajediye verilen isimse globalleşme. Bellek iletişim araçlarının bizzat kendisiyle sistemli olarak yok edildiğinde, birbirinize sunabileceğiniz farklı bir değer de kalmıyor. Bugün dünyanın paylaşabildiği tek şey küresel bir boşluk hali. Otoriterleşmeye karşı, insanlık ancak hatırlayarak kendini savunabilir. Sanat bu karanlık tablo içinde kendi belleğini silmezse güçlü bir ‘hatırlatıcı’ olabilir. ‘Yok ediciliğin’ efsaneleştirildiği bir dünyada en büyük gerekliliğimiz bu.

3- 45 yıl içinde üretiminize etki eden değişimler ve belleğinizde stabil kalan değerlerden bahsedersek bunlarla ilgili neler söyleyebilirsiniz?
Yaşam gibi sanat da hem değişip dönüşüyor hem de aynı kalıyor. Kozmos, dünya ve insana ilişkin yanıtlanmamış sorular devam ediyor. Hiçbir şeyin kalıcı bir yanıtı yok çünkü gerçeğin kendisi ve tanımı da değişiyor. Ortada kalan tek şey ise sorular. Bilim ve sanatı da ayakta tutan bu sorgulama erdemi. Ben de yaşamın rüzgârıyla yer ve yön değiştiriyorum. Yeni sorular beni yeni adreslere götürüyor. Ama kayıp korkum hiç olmadı, ben ve değerlerim de dondurulmuş değiliz. Çünkü bütün bu değişimi yine ‘ben’ olarak yaşıyorum. Üretimime etki eden şey, bu değişen ve dönüşenler içinde saklı kalan insan sorunları... Modernin, hatta güncelin içindeki ezeli ve ebedi sorular. Soruş biçimleri, iletişim enstrümanları değişse de varlık ve belleğe ilişkin bu sorular hâlâ ortada.

 

4- Üretiminizin son 30 yılını kapsayan bir seçkiyi izleme fırsatı buluyoruz, üstelik daha önceden hiç gün yüzüne çıkmamış parçaları bizimle 11 bölüm halinde paylaşıyorsunuz; ‘Aynalar: Her Ayna Görebildiğimizi Gösterir’, ‘Tuhaflıklar Tarihi: Tarih Yaşadığımız Gündür’, ‘Hiç: Bilgeler ‘HİÇ’ İnsanlar ‘HEP’ der’, ‘Toprak, Kül ve Kan: Kan Lekesi Çıkmaz’ gibi... Nelere gönderme yapıyor bu başlıklar?
Bu sergimde yapıt künyelerinin yerine bölüm başlıkları kullanmayı yeğledim. İsimler izleyicinin sergiye aktif katılımını sınırlandırabiliyor. Hiçbir yapıt tek anlamlı değildir. İnsan katkılarıyla zenginleşip yeniden biçimlenir. Müzelerde sanat kurbanı turistlerin önünde yapıtları sığ yorumlarla katleden rehberleri hiç sevmem. Bunlar pasif sanat kölelerinin yeni komutanları. Çok ürettiğim için bunları sürekli sergileyecek zaman ve mekân bulmak sorun oluyor. Böylece dört-beş yılda mini retrospektifler oluşabiliyor. Bu sergide gösteremediklerimden de ayrı bir seçki yaptım. Ve kavramsal bağlamda diğerleriyle birlikte sunmaya çalıştım.

5- Farklı dönemler ve pratiklerde ürettiğiniz eserlerinizin merkezine daima ince bir mizahla harmanlanmış insanın aidiyet ve arayışına dair problematikleri yerleştirdiğinizi görüyorum. Bu anlamda sanatı ve hayatı ele alış prensibinizi şekillendiren unsurlar neler olabilir?
Mizah; acı kadar hayatın içinde. Birini öbüründen ayırmak, sanatta ‘tür’ yaratıcılarının ezberleriyle oluşan bir çeşitleme, bir satış taktiği bence. Yaşam böyle değil, eğer böyle olsaydı gerçekten çekilmez olurdu. Mizahı yapıtın lezzetini yumuşatma taktiği değil, aksine yapıtı yaşamın kalbine bağlayan ana damarlardan biri olarak görüyorum. Zekânın, yaratıcılığın ve yaşam sevgisinin en güçlü kanıtlarından biri de mizahtır. Ben bir karikatüristin oğluyum. Evde mizah ailemizin ayrılmaz tüketim malzemelerinden biriydi ve sanatıma doğallıkla yansıdı.

 

 

Etiketler: Magnet, Balkan Naci İslimyeli, Hürriyet Gazetesi
Aralık 01, 2020
Listeye dön
cultureSettings.RegionId: 0 cultureSettings.LanguageCode: TR