
Erenalp Kaynak: “Koleksiyonu, rastlantısal bir birikimden ziyade; zaman içinde örülen, katmanlanan ve kendi içinde anlamlı bir hikâye taşıyan canlı bir yapı olarak görüyorum.”
Röportaj: Hazal Gençay
1- Eser satın almaktan koleksiyonerliğe geçişiniz nasıl oldu?
Koleksiyonerliğim doğrudan bir eser satın alma arzusuyla başlayan bir yolculuk olmadı. Aksine uzun bir süre herhangi bir eser edinmeden okumaya, izlemeye, düşünmeye ve araştırmaya dayalı bir hazırlık süreci geçirdim. Bu dönemde sanatla kurduğum ilişki, maddi bir sahiplikten ziyade düşünsel ve eleştirel bir zeminde şekillendi. Zamanla, hangi meselelerin beni gerçekten ilgilendirdiğini, hangi anlatıların ve ifade biçimlerinin benimle daha derin bir bağ kurduğunu fark etmeye başladım.
Eser almaya başladığımda ise bu, anlık bir sezgi ya da dürtüden çok bilinçli ve kavramsal tercihler doğrultusunda gelişti. Koleksiyonumda yer alan sanatçıların ve eserlerin yalnızca kendi başlarına güçlü olmaları değil birbirleriyle nasıl bir diyalog kurdukları da her zaman belirleyici oldu. Koleksiyonu, rastlantısal bir birikimden ziyade; zaman içinde örülen, katmanlanan ve kendi içinde anlamlı bir hikâye taşıyan canlı bir yapı olarak görüyorum.
Bu nedenle koleksiyonculuk benim için tamamlanan bir hedef değil, sürekli dönüşen ve derinleşen bir süreç. Tıpkı benim gibi koleksiyonum da zamanla değişiyor, gelişiyor ve kendini yeniden tanımlıyor. Her yeni karşılaşma, her yeni eser, hem koleksiyonun anlatısını hem de benim sanatla kurduğum ilişkiyi biraz daha berraklaştırıyor. Bu yolculuğun hiç bitmeyeceğini bilmek ise koleksiyonculuğu benim için en değerli ve canlı kılan şeylerden biri.

Kemal Özen, Yumuşak Güç, 2022, Tuval üzerine akrilik boya, 140 x 180 cm
2- Koleksiyonunuzu hangi temeller üzerine kuruyorsunuz?
Koleksiyonumu belirli estetik tercihlerden ya da dönemsel eğilimlerden çok, düşünsel temeller üzerine inşa ediyorum. Bir eserin teknik yeterliliği kuşkusuz önemli; ancak bu, benim için tek başına belirleyici bir ölçüt değil. Asıl belirleyici olan; eserin taşıdığı anlatı, sanatçının üretim pratiğiyle kurduğu süreklilik ve bu pratiğin zaman içinde nasıl evrildiği.
Bir işe yaklaşırken, onun yalnızca bugünkü bağlamına değil, sanatçının genel üretimi içindeki yerine ve koleksiyonumda hâlihazırda bulunan eserlerle kurduğu görünmez diyaloğa da bakıyorum. Eserin, koleksiyon içindeki diğer işler arasında yeni sorular açıp açmadığı, mevcut anlatıyı derinleştirip derinleştirmediği ya da onu başka bir yöne taşıyıp taşımadığı benim için önemli.
Bu nedenle koleksiyonumu tekil ve bağımsız eserlerin bir araya gelmesinden oluşan statik bir yapı olarak değil; zamanla genişleyen, dönüşen ve kendi içinde tutarlı bir düşünsel bütünlük oluşturan canlı bir organizma gibi ele alıyorum. Her yeni ekleme, yalnızca koleksiyonu büyütmekten ziyade, onun kavramsal çerçevesini yeniden düşünmeyi ve sorgulamayı da beraberinde getiriyor. Bu yaklaşım, koleksiyonculuğu benim için bir sahiplik meselesinden çok süreklilik arz eden bir düşünme ve ilişki kurma pratiğine dönüştürüyor.

Sinan Orakçı, Day Dream, Tuval üzerine yağlıboya, 150 x 200 cm
3- Takip ettiğiniz bir dönem, konu ya da üslup var mı?
Belirli bir döneme ya da stile bağlı bir koleksiyon anlayışım yok. Ancak klasik olarak tanımlanan eserlerle mesafeli bir ilişkim olduğunu söyleyebilirim. Çağdaş ve modern sanat, hem yaşadığımız zamana tanıklık etmesi hem de güncel düşünsel meselelerle doğrudan temas kurması açısından benim için çok daha anlamlı. Kendi zamanımda üreten sanatçıları ve üretimi desteklemek, koleksiyon pratiğimin temel motivasyonlarından biri.

Nil Yalter, Şu Gurbetlik Zor Zanaat Zor, Tuval üzerine arşivsel baskı, 35 x 50 cm
4- Keşke koleksiyonuma dahil olsaydı dediğiniz bir sanatçı var mı?
Zaman zaman bu duyguyla karşılaşıyorum. Bazen bir sanatçıyla geç karşılaşmak, bazen de belirli bir iş için doğru zamanın kaçırılması buna neden olabiliyor. Ancak bu durumu bir eksiklikten çok, koleksiyonculuğun doğasında var olan kaçınılmaz bir boşluk olarak görüyorum. Bu boşluk, aynı zamanda koleksiyonerin bakışını sürekli canlı tutan ve yeni keşiflere alan açan bir unsur.

Şevket Sönmez, Ölü Güvercinler, 2017, Tuval üzerine yağlıboya, 190 x 270 cm
5- Bir eseri alırken hiç enteresan bir macera yaşadınız mı?
Koleksiyon sürecinin doğası gereği kimi zaman öngörülemeyen durumlar ortaya çıkabiliyor. Bazen yalnızca bir işi görmek için kısa süreli yolculuklar yapmak, bazen bir eseri ilk karşılaşmada değil de uzun bir takip sürecinin ardından koleksiyonuma dahil etmek söz konusu oluyor. Bazı sanatçılarla ilişkimi tek bir alım üzerinden değil, üretim süreçlerini izlemek ve dönüşümlerine tanıklık etmek üzerinden kuruyorum.

Tayfun Gülnar, Claros'un Hayali, Tuval üzerine yağlıboya, 134 x 94 cm